Röportajlar
"Oyunculuk Rolün Hakkını Vermektir" Oktay Kaynarca PDF Yazdır E-posta
Yazar Ahmet Doğan   
Perşembe, 28 Şubat 2008
 OKTAY KAYNARCA'yı tanıyabilir miyiz?
Oktay Kaynarca, (27 Ocak 1965 - İstanbul) Aktör ve Tiyatro Oyuncusudur.Daha çok televizyon dizilerindeki oyunculuğu ile tanınmaktadır. Kült dizi Kurtlar Vadisi'nde "Süleyman Çakır" karakterini canlandırdı. Karakter izleyicilerden yoğun ilgi gördü. Karakter o kadar benimsenmişti ki "Çakır"ın gıyabında cenaze namazı kılındı."Ölümden Öte Köy Yok" isimli bir de şiir albümüm bulunmaktadır.Oktay Kaynarca, 27 Ocak 1965 Malatya doğumludur. Babası Malatyalı, babaannesi Elazığlıdır. Çocukluğumun bir dönemi Berlin'de geçti. 6 kardeşiz ben kendimi hep Elazığlı olarak görmüşümdür. Ama Malatya'da benim gönlümde ayrı bir yere sahiptir.İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı Tiyatro Ana sanat Dalı Yüksek Lisans bölümünden mezun oldum
İLK AMATÖR SAHNE ÇALIŞMALARI: Konservatuara girmeden önce Ege Tiyatrosu'nda Turgut Özak'ın "Duvarların Ötesi"nde oynadım. Ardından birkaç çocuk oyunu...Konservatuar zamanında TRT için "Gençler Dizisi"nde oynadım. İlk profesyonel oyunculuğunu Ali Atik, Ayşegül Atik'le bir çocuk oyununda yaptım ve ilk parasını kazandım.
İLK OYUNU BİR MÜZİKALDİ: Konservatuardan mezun olduğu 1991 yılında Tiyatro Stüdyosu'nda "Kan Kardeşleri" (Blood Brathers) adlı müzikalde Zuhal Olcay, Haluk Bilginer, Celal Perk, Jülide Kural, Derya Alabora ve Ahmet Levendoğlu ile beraber oynadım.Sonra yine aynı tiyatroda 1993-94 sezonunda "Derin Bir Soluk Al" oyununu oynadı ve tiyatro hayatını noktaladı. Bu oyunla Avni Dilligil En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Ödülü'nü aldım.
TELEVİZYON DİZİLERİ VE FİLM ÇALIŞMALARI: 1994 yılındaki son oyunu "Derin Bir Soluk Al"dan sonra sunuculuk, televizyon dizileri ve film çalışmaları oldu. İlk sinema çalışması "Suyun Öte Yanı"... Daha sonra "Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni", bana "Altın Portakal Ödülü"nü kazandıran "Yengeç Sepeti" filmi, "Bir Kadının Anatomisi" ve "Deliyürek"le yine "Altın Portakal Ödülü"nü aldım "Bumerang Cehennemi" adlı sinema filmi ile de MGD Yılın En İyi Erkek Sinema Sanatçısı ve Antalya'da "En İyi Erkek Oyuncu Ödülü"nü aldım. Son olarak da "Kurtlar Vadisi" ve "Aşkımızda Ölüm Var" adlı televizyon çalışmalarımla yine MGD Yılın En Sevilen TV Dizisi Oyuncu Ödülü aldım.
Son Güncelleme ( Çarşamba, 05 Mart 2008 )
Devamını oku...
 
Erkek Giyim Tasarımcısı Hatice Gökçe PDF Yazdır E-posta
Yazar Ahmet Doğan   
Perşembe, 28 Şubat 2008

“Keşke Yumurta Kapıya Dayanmadan Tekstil Sektörü, Tasarımın ve Tasarımcının Kıymetini Bilseydi...

 

  

Türkiye son yıldır girdiği yeni yolun temel taşlarını belirlerken birçok noktayı, alışılmışın dışında, alışılmış ve denenmiş bir hızın ötesinde hayata geçirdi. Mesela moda ve markalaşma sürecinde tekstil ve hazır giyim sektörü, batının yüz yıllık serüvenini 20 yılda yakalamaya, hatta anlamaya çalıştı. Başardı mı dersiniz, bilemiyorum. Fakat batılı moda devlerinin ve markaların en büyük fason üreticisi olduk. İşin garip tarafı ise batılı moda devlerinin moda tasarım fasonculuğunu da yapıyoruz. Bu aslında 15-20 yılda yakalanmış önemli bir başarı gözükse bile, Türkiye ne yazık ki, bu süreci kendi marka ve moda ekolüne yaratım anlamında yansıtmayı henüz başarmış değil. Bunun önündeki engeller ise sektörün İtalya, Fransa gibi geniş zamana yayılan geçmişsizliğinden kaynaklandığı söylenebilir, ama zamanın değişimi, bilginin evrenselliği, iletişim ağlarının inanılmaz hızda değişimi, tüketim eğilimlerinin özgürleşmesi gibi önemli konular dikkate alınsaydı, belki moda fasonculuğundan kurtulmuş, kendi markalarına üretim yapan ülke olurduk. Kim bilir belki bu yolda moda tasarımcılarımızın ciddi eğilimleri, çabaları, yurt dışınca ses getiren vizyonel çalışmaları bu yolun habercisidir. Bilemiyorum ama bunun için sürekli moda, marka ve tasarım ile ilgili yaptığımız söyleşilerin önemli olduğunu düşünüyorum. Her şeyden önce önemli başarılara imza atmış, batılı tasarımcıları bile geride bırakan koleksiyonlara imza atmış bu kişileri sektörün geleceği için iyi anlamakta fayda olduğuna inanıyorum. Ve moda söyleşilerimizin bu sayıdaki konuğu ise birçok başarıya imza atmış, erkek giyiminde önemli firmalara tasarım danışmanlığını ve koleksiyon yaratımını yapan Hatice Gökçe. Yukarıda bahsettiğim vb. konuları enikonu Hatice hanımla irdeledik.  

Son Güncelleme ( Perşembe, 28 Şubat 2008 )
Devamını oku...
 
"Öncelikle Tek Projem Kızım" diyor Ebru Cündübeyoğlu PDF Yazdır E-posta
Yazar Ahmet Doğan   
Perşembe, 28 Şubat 2008
Ebru Cündübeyoğlu'nu tanıyalım
10 Eylül 1974 yılında Heilbronn, Almanya'da doğdu. Uludağ Üniversitesi İktisat Fakültesi mezunu olan sanatçı, bazı özel tiyatrolarda görev yaptı. 1997 yılında sinemaya başlayan Cündübeyoğlu, Deliyürek dizisindeki "Avukat Ayşegül" rolü ile geniş seyirci kitlesine ulaştı. TRT ve özel televizyon kanallarında dizi filmlerde ve sinemada rol alan sanatçı, evli ve bir çocuk annesidir.

Oyunculuktaki bu başarınızı ve toplum tarafından kısa sürede sevilmenizi neye bağlıyorsunuz?

Oyunculuk, ciddi bir iştir ve bu konuda dünya çapındaki oyunculara baktığımızda oyunculuk kariyerleri için neleri göze aldıklarını görürsünüz. Oyunculuk özümseme işidir. Mesela bir karakteri oynayacaksanız o meslek hakkında enine boyuna bir takım mesleki eğitimleri, literatürü,duruşu vs. bilmeniz gerekmektedir. Oyunculuk demek içinde bulunduğunuz şartlar ne olursa olsun o rolün hakkını bi tamam teslim etmektir.

Ebru Cündübeyoğlu'nu kime sorsak duruşunuzun beğenilmesi, mütevazi bir görünüşe sahip olmanız ve magazinden uzak durmanız sıklıkla karşılaştığımız cevaplar arasında. Bu konuda neler demek istersiniz?

Sanatın hangi alanını işgal edersek edelim topluma bir model oluşturmak durumundayız. Bu bakımdan sanat üreten kişilerin bu denli magazinel olaylarla medyada bulunmasını doğru bulmuyorum.
Son Güncelleme ( Çarşamba, 05 Mart 2008 )
Devamını oku...
 
Fatih Kısaparmak Nam-ı Diğer Türkü Baba PDF Yazdır E-posta
Yazar Ahmet Doğan   
Perşembe, 28 Şubat 2008

Fatih Kısaparmak'ı tanıyalım
1961 yılında Elazığ'da doğdu. Annesi Yıldız Hanım, ülkemizin birçok il ve ilçesinde binlerce aydın insan yetiştirmiş, emekli bir ilkokul öğretmeni; babası Necip Bey ise, sırasıyla ortaokul ve öğretmen okulu müdürü, il milli eğitim müdürü, ortaöğretim genel müdürü ve bakanlık teftiş kurulu başkanı olarak hizmetler vermiş; basılı beş eseri de bulunan bir bürokrattır. Fatih Kısaparmak, 1991 yılında, şiir kitabı ve albümleriyle yüksek tirajlara imza atmasının yanı sıra; TRT, Kanal 6 ve Kanal 7 televizyonlarının ana haber spikerliği görevini de başarıyla yürüten, ekonomist Şebnem Ergür'le evlendi. Bu evlilikten, Ozan ve Kaan adlı iki erkek çocukları dünya'ya geldi. Fatih Kısaparmak, temel eğitim döneminden itibaren, Ankara Devlet Konservatuarı ve TRT Ankara Radyosu'nda müzik; Devlet Güzel Sanatlar Galerisi'nde ise resim çalışmalarında bulundu. Ankara Deneme Lisesi'ndeki öğrencilik yıllarında, Tasvir Gazetesi adına TBMM foto muhabirliği yaptı. Üniversite döneminde ise, başta Varlık olmak üzere çeşitli edebiyat-sanat dergilerinde şiirleri, röportajları ve araştırmaları yayımlandı. Yukarı Fırat Havzası'ndaki inceleme ve derlemelerini topladığı “Dil Folkloru Açısından Harput Ağzı” isimli bilimsel çalışma, basılı ilk eseridir. Ayrıca, “Ve Ağır Sevdam” adını taşıyan bir şiir kitabı da bulunmaktadır. 1985 yılında besteci, söz yazarı ve yorumcu olarak profesyonel sanat yaşamına atıldı. İlk çalışması olan “Kilim” ile milyonluk bir satış grafiğine ve büyük kitlelere ulaştı. Bu başarısını daha sonra ürettiği 15 müzik albümüyle de sürdüren Kısaparmak, 200'den fazla besteye imza attı. “Çağdaş Ozan”, “Bay Kilim" ve "Türkü Baba" olarak da tanınan sanatçı, inançla tekrarladığı "Çağdaş Halk Müziği" kavramını, yıllarca süren mücadelesi sonunda yaygın bir ekol haline getirmesinin yanı sıra, “Özgün Müzik” akımının kurucuları arasında da yer aldı. TRT Türk Halk Müziği Repertuarı bakımından "türkü formunda beste" çığırının açılmasını sağlamak suretiyle, geleneksel Anadolu müzik kültürünün genç kuşaklara aktarılmasında önemli bir işlev ve görev üstlendi. Kısaparmak, sırasıyla “Grup Kilim”, “Grup Mozaik” ve “Grup Avrasya” adlı üç ayrı konser orkestrası kurdu. Erzincan ve Gölcük deprem zedeleri ile Zonguldak grizu faciasında hayatını kaybedenlerin yanı sıra Darülaceze, Unicef vb. kurumlar yararına “Toplumsal Dayanışma Konserleri” düzenledi. Türkiye'nin yanı sıra ABD, Almanya, Avusturya, Fransa, Hollanda, Belçika, KKTC, Bosna, Venezuella, Kazakistan ve Özbekistan'da, büyük izdihamların yaşandığı çok sayıda resital ve konser verdi. Ülkemizin önde gelen kurum ve kuruluşlarınca 70'e yakın ödüle layık görülen sanatçı, 2000 yılında ise, halk müziğimize ve folklorumuza katkılarından dolayı, Fırat Üniversitesi Senatosu tarafından “Fahri Doktora” unvanıyla onurlandırıldı...  

Kilim bir çıkış oldu sizin için değil mi ?
Aslında Kilim'i dinleyenlerin bu denli sevmesinin nedeni türkü severlerin kendi diline, kendi motifine sahip çıkma arzusunun bir çığ gibi büyümesiydi. O dönemlerde arabesk ya da fantezi diye adlandırdığımız müzik çok ön planda idi ve bizler adeta bağlamamızı utana sıkıla çalar,söyler ve dinletmeye çalışırdık. Daha sonra çeşitli gedikler açıldı bu hususta ve bu gedikleri gitgide büyüttük şimdilerde ise türküler artık her yerde ve ben de kilimle dinleyici kitlemi oluşturdum.

Kilim kasetinizde Karadut adlı Bedri Rahmi Eyüboğlu'nun şiiri de çok ilgi gördü değil mi ?
Evet… “Karadutum,çatal karam,çingenem” adlı rahmetli şairimiz Bedri Rahmi'nin şiirini müziğe uyarladığımız zaman bir çok yapımcı bunun iyi bir fikir olmadığını düşündü. Oysa ben halkımızın bu duyarlıkta olduğunu sezmiştim ve bu türkümüz de çok tuttu.

Daha sonraki albümlerinizde de Türkü Baba çizginizden ödün vermediniz?
Bakın,bir kere doğru adımlarla yola çıkmışsanız hani derler ya usta kaptan her fırtınada gemisini limana yanaştırmasını bilmelidir diye; bizimki de biraz öyle işte. Bizler sanatı toplum için yaparken içinde bulunduğumuz kültürümüzü ön planda tutmalı ve bu kültürümüzü,motiflerimizi bir sonraki kuşağa aktarmalıyız. Bunun içindir ki nabza göre şerbet vermek tabirini asla beğenmem ve sevmem. Bildiğiniz bir yol varsa ve doğruluğuna inanıyorsanız bu yoldan şaşmamalısınız.

Türk aile yapısına uygun bir aile prototipi olarak biliyoruz siz ve eşiniz Şebnem hanım'ı?
Gerek ben,gerekse de eşim yaptığımız ve yapacağımız programlarda aile yapımıza uygun konulardan bahsetmeye çalıştık. Televizyonlardaki bu kirliliğe nispet biz duruşumuzdan taviz vermedik. Bunu da halkımız gördü ve beğendi aslında hepsi bu.
Sevgililer gününe yaklaştığımız şu günlerde bu özel gün hakkında neler demek istersiniz?
Sevgililer günü yılda bir kez anılmamalıdır bence. Tıpkı öğretmenler, anneler günü gibi… Sevgi, yüreğinizdeki güzelliği her daim yanınızdakiyle, eşinizle paylaşmaktır. Bizler bu paylaşımı sadece yılda bir kez yapmıyoruz ki ama sevgililer günü ya da diğer özel günler yılda bir kez anılıyor. Bence her daim sevgiyi, aşkı yüreğimizde yaşatmalıyız.

Bağlama Fatih Kısaparmak için ne ifade ediyor peki?
Ben, bağlamamı bir dönemler saklayarak, çiseleyen yağmur altında evime ve iş yerime giderdim. Çünkü o dönemler bağlamayı bazıları köylülük olarak sanki küçümsenen bir şeymişçesine sunarlardı. Oysa biz bu durumun yıkılmasında uğraş verdik ve artık Türk Pop, Sanat müziği kadar Türk Halk müziği de dinlenir ve belki de hepsinden daha fazla sevilir oldu… Bağlama benim dünyaya sesleniş biçimimdir.

Türkü kültürü hakkında neler demek istersiniz?
Hani şair demiş ya “Nerede bir Halk türküsü duysam kendi şairliğimden utanırım” diye, Türkülerimiz o kadar içten o kadar ana sütü sıcaklığında ki aslında söylenecek çok da fazla bir şey yok. Türküler bizim kültürümüzün sazlı sözlü iletişim alanıdır. Ve Türkiye var oldukça Türküler de var olacaktır. Türküler, en yasaklı dönemlerde bile var oldu ve bizler de bu sevdayı daha da çoğaltmak ve paylaşmak istiyoruz.

Sanat sanat için midir, halk için mi ?
Aslında bu çok zor bir soru… Sanat yapıyorum diyorsanız eğer bir kere ne için yaptığınız çok önemli. İçinde bulunduğunuz dönemi, kargaşayı, duyarlığı unutamazsınız. Ve haklı bilinçlendirmek, bilgilendirmek gibi bir misyonunuzun da olması gerekir. Bu bakımdan sanattan taviz vermeden halkı bilgilendirmeniz gerekmektedir.

Dergimiz okuyucularına neler demek istersiniz?
Türküler sevdamızdır ve sevdalarımızı bölüşmeliyiz. Yarınlara aktarmalıyız. Türküler, tarihimizin bizlere mirasıdır. Bizler bu mirasa hem sahip çıkmalı hem de yarınlara aktarım konusunda duyarlı olmalıyız.
 
Fatih Kısaparmak/Halk Müziği sanatçısı
 

 
Sarı Nokta Hastalığının Artık Tedavisi var PDF Yazdır E-posta
Yazar Canan Çoşkunsu   
Perşembe, 28 Şubat 2008
 GÖRME YETİSİNİ KAYBEDEN HASTALAR,  BİRKAÇ  SEANSTAN SONRA  KİTAP  BİLE OKUYOR....

Halk arasında Sarı Nokta denen,tıbbi adı “makula dejeneresansı”olan hastalık, özellikle 50 yaşından sonra görülüyor. Nedenleri hala bilinmeyen sarı nokta hastalığında,yaklaşık 1 yıldır uygulanan enjeksiyon tedavisi olumlu sonuçlar veriyor.
Gözün arka kısmına enjekte edilen bir ilaçla hastalığı yapan hücreler  “etkisiz” hale getiren bu yöntemin başarı oranları % 80'lere varıyor.
Enjeksiyon tedavisinden sonra otomobil kullanan, tekrar kitap okuyabilen, televizyon seyredebilen hastalar var.
Sarı nokta hastalığına yönelik  Florence Nightingale Hastanesi'nde ilk kez bir merkez kuruldu.
Florence Nightingale Makula Dejenerans Merkezi'nde hastalığın teşhis ve tedavisinde önemli rol oynayan “ OCT cihazı”  ile hastalar takip ve tedavi ediliyorlar.
Florence  Nightingale  Hastaneleri Göz Hastalıkları Bölüm Başkanı Prof.Dr. Halil Bahçecioğlu  sorularımızı yanıtladı :
Son Güncelleme ( Perşembe, 28 Şubat 2008 )
Devamını oku...