|
 |
|
Haberler -
Akın Günay
|
|
Yazar Cahide Günay
|
|
Cuma, 14 Kasım 2008 |
Kitabınızı bastırmak istiyor ama ne yapacağınızı bilmiyor musunuz?
Kitap Baskısı İçin Verdiğimiz Hizmetler: - Kitabınız yayınevi markası ve logosu ile basılacak,
- Kanallarımız vasıtasıyla dağıtıma verilecek,
- İnternetten satış yapan büyük sitelerde kitabınız bulunacak ve satışa sunulacak,
- Markizdergisi.com üzerinde de belirlenmiş alanlarda kitabınızın tanıtımı yapılacak...
İZLEYECEĞİMİZ YOL: 1- İlk önce yapıtınızı değerlendiriyoruz.* Bilgisayar ortamında hazırladığınız dosyanızı bize marikz yayınlarına gönderiyorsunuz.
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
* Editörlerimiz tarafından değerlendirilip, basıma uygun görülen kitaplar için maliyetlendirme yapılarak size geri dönüş yapılmaktadır.* Bu fiyat, eser basılıp piyasaya verilmeye hazır olana kadar gerekecek tüm maliyetleri içermektedir. Maliyet Örnekleri (500 -1000 adet baskı için): - 100-160 sayfaya kadar herşey dahil 1900 ytl.
- 160 - 240 sayfa aralığı için herşey dahil 2700 ytl.
- 240 – 350 sayfa aralığı için herşey dahil 3350 ytl.
Eserin durumuna ve kapak durumuna göre ortalama verilmiştir. 13,5 cm X 21 cm kitap boyutu olarak hesaplanmıştır.Net maliyetlendirme eserinizin net sayfa sayısı ve genel yapısına göre hesaplanacaktır.Tüm baskılarımız yüksek kalitede yapılmaktadır, düşük kaliteli baskı önermeyiniz.( İç Sayfalar 70 gr. 1.Hamur Kağıt, Kapak 300 gr. Mat Kuşe Selefon Kaplı )2- Hazırlık Çalışmaları* Editöryel çalışmalarına başlanan kitabınızın ISBN ve bandrolleri için Kültür Bakanlığı'na tarafımızdan başvurulmaktadır.* Kapak tasarımları grafikerlerimiz tarafından hazırlanarak sizin onayınıza sunulmaktadır.* Düzenlemeleri editörlerimizce ve sizin de katkılarınızla tamamlanan kitabın sayfa dizgisi yapılarak basıma geçilmektedir.3- Baskı Çalışmaları* Matbamızda kapak ve sayfa baskıları 1. kalite malzemeyle ciltlenerek hazır hale getirilmektedir.(İç Sayfalar 70 gr. 1.Hamur Kağıt, Kapak 300 gr. Mat Kuşe Selefon Kaplı)* Kültür Bakanlığı'ndan Yayınevimiz tarafından alınan bandroller kitaplara eklenerek piyasaya sürülmeye yasal olarak hazır hale gelmektedir.4- Dağıtım ve Pazarlama İşlemleri - Hazır olan kitabınızdan daha önce belirlediğimiz adet (ortalama 100-150) size teslim edilmektedir.
- Ayrıca kitabınız popüler internet satış sitelerinde (markizdergisi.com, kitapyurdu.com, idefixe.com, vb..) satışa sunulmaktadır.
- Markizdergisi.com üzerinde belirlenmiş alanda çeşitli dergilerde ve süreli yayınlarda tanıtılmaktadır.
Kitaplarınız yüksek kalitede ve hiçbir özellikten kaçınılmadan basılmaktadır. Daha önce basılmış örneklerimizi incelediğinizde gösterdiğimiz özeni zaten göreceksiniz. Basmak için onayladığımızda kitabınızın barkodu, ISBN numarası alınacak, sayfa ve kapak tasarımları yapılacak ve sizin de onayınızla baskıya geçilecektir.Kitabınızı bilgisayar ortamında yazı dosyası olarak hazırladıktan sonra aşağıdaki form veya markizreklamdergisi@ hotmail adresine elektronik posta vasıtasıyla ulaştırabilirsiniz. Eseriniz en kısa sürede okunup incelendikten sonra sizinle iletişime geçileceğinden isim, telefon ve adres bilgilerinizi göndermeyi unutmayın. Lütfen gönderdiğiniz dosyanın içine de iletişim bilgilerini ekleyin. Daha detaylı bilgi veya aklınıza takılanlar için: 0212 533 85 25 Sevgi hanım GSM (0536 311 42 97 numaralı telefondan görüşebilirsiniz. |
|
Son Güncelleme ( Cuma, 14 Kasım 2008 )
|
|
Yazarlarımızın Kaleminden -
Cahide Günay
|
|
Yazar Cahide Günay
|
|
Pazartesi, 10 Kasım 2008 |
|
“Aşk Aslında Bir Ömür” Aşk neydi?... Sevgi neydi? Böyle bir soruya kimbilir kaç kişi cevap verecek veya vermeyecek. Evet soruyorum sizlere hayatımızdaki aşk neydi? Nasıl anlatırsınız, nasıl yorumlarsınız bilemiyorum, bu konuyla ilgili çok yazılar yazdım. Çok da okudum. Aşık olanları ölüyorum diyenleri gördüm. Fakat şimdi anlatacaklarım size belki de en iyi aşkı anlatan bir hikâye. Üstelik gerçek yaşanmış bir hikâye. O zaman okuyun bakalım J. Bundan birkaç sene önce hastaneye bir yakınımı ziyarete gittiğim bir gündü. Yakınımın kaldığı odada, 80 yaşlarında çok tatlı bir teyze vardı. Başucunda onun yaşlarında yaşlı bir amca. Yaşlı amca teyzeye bir şeyler yedirmek için uğraşıyordu, teyzede sürekli naz yapıyor, yememek için direnip duruyordu. Onları tebessümle izliyordum. İçimden “Bu yaşlarına rağmen birbirlerine kur yapıyorlar” diye geçirdim. Acaba bize ne nasip olur mu böyle bir şey diye düşünüyordum. Bir ara yaşlı amca bana dönerek “görüyormusun kızım bana nasıl eziyet ediyor” dedi. Bende “hasta amcacım olacak bu kadar” dedim. “Yok” dedi. “Yılların intikamını alıyor benden kızım”. Ben hala gülüyordum. “Neden amcacım çok mu çektirdiniz teyzeme?” dedim. Orda söze yaşlı teyze girdi. O kadar mütevazi bir hanımefendiydi ki anlatamam size. Yıllara meydan okumuş yüzüyle ve sanki 80 yaşında değilde karşımda gencecik bir hanımefendi vardı. “Beni almak için çok bekletti, onu yıllarca bekledim” dedi. Şaşırmıştım, öyle bir duruşları var di sanki yıllardır evli gibiydiler. İnsanları kıskandıracak şekilde de aşkları ve sevgileri vardı. Başladılar anlatmaya; meğersem bizim bu sevimli aşıklar 18 li yaşlardayken birbirlerini çok sevmişler. Fakat erkek tarafı kızı istemediği için ayrılmak zorunda kalmışlar. Yıllarca birbirlerinden kopmuşlar. Ayrı ayrı kişilerle evlenmişler, o çok uzun yıllarda çoluk çocuğa karışmışlar. Fakat bir daha birbirlerini hiç görmemişler. Birbirlerini görmemeleri aşklarına engel olmamış. Yıllar sonra eşlerini ölünce, aileleri huzur evine yerleştirmiş bu sevimli âşıkları. Kader onları huzur evinde karşılaştırmış. Birbirlerini görür görmez onca yıla rağmen tanımışlar. İlk günkü gibi heyecanlanmışlar, ellerinden kayıp giden yıllara rağmen birbirleriyle evlenmişler. Ben onları tanıdığımda 2 yıldır evlilerdi. O kadar mutluydular ki, hiçbir şey onlara engel olamıyordu. Kitaplarımı da götürmüştüm yakınıma. Kitapları görünce yaşlı teyze heyecanlandı, meğerse çok kitap okurmuş. “İçlerinden bir tanesini size hediye etmek istiyorum” dedim. Hemen, “Aşka Dair Ne Varsa” kitabımı aldı. Şaşırmıştım, hayır hayır şaşırmamam gerekiyordu aslında. Haklıydı. Aşk işte onların yaşadığı aşktı. Her şeye rağmen, bütün acıyla çekilen yıllara rağmen, onlar hala 18 li yaşlardaki aşkını yaşıyorlardı. Tabiî ki aşk kitabı dikkatini çekecekti. Onlar hala aşıktı çünkü. Yaşlı amca, çok sevdiği kadına bir de hastabakıcı tutmuştu, fakat sevdiği kadına elleriyle yemek yediriyordu, O tatlı teyzenin nazlarına rağmen. Elleriyle birbirlerine kenetlenmeleri aslında her şeyi anlatıyordu. Bunca yıl beklemelerine rağmen, hastanedeki eşini kaybetme korkusuda olabilirdi. O öyle bir kenetlenmeydi ki, kimsenin ayırması imkânsızdı. Sadece ölüm ayırabilirdi onları artık. Hemşire kontrole geldiğinde bile eşinin elini bırakmamıştı yaşlı amca. İçimi çekerek uzun bir süre onları izledikten sonra, gözlerim dolmuştu. Aşk buydu işte! Aşk her şeye rağmen beklemekti belki çok uzun seneler beklemek. Bulduktan sonra bile tıpkı onlar gibi ilk heyecanı yaşamaktı. Bulduğunda ise kaybetmemek için belki ömürlerinin son kalan günlerinde bile onu doyasıya yaşamaktı. Aşk gençlik değildi, aşkın yaşı yoktu, Aşk aslında bir ömürdü. Aşk istedikten sonra, arayıp da sevdiğini bulmaktı. Geç kalmış duyguları, ertelenmiş sevgileri yeniden yaşamaktı. Aşk geç kalmak değildi. Aşk her şeye rağmen ölesiye sevmekti. Aşk dış görünüşte değil, yüreklerdeydi. İnşallah bizlerede nasip olur diyerek yazıma burada son veriyorum. En güzel aşkları yaşamanız dileğimle, iyi okumalar. |
|
Yazarlarımızın Kaleminden -
Cahide Günay
|
|
Yazar Cahide Günay
|
|
Salı, 14 Ekim 2008 |
|
Bazen kalplerde sevgiyim ben… Bazen dile getiremediğiniz kelimelerinizin sesiyim, bazen yoğun pişmanlığınızın diyeti, bazen de bir aşkın nefesi olurum, fakat en çokta gözlerinizde masumiyet olurum… Bazen, gizli kalmış hislerinizin çığlığı İçinize bastırmış olduğunuz duyguları anlatmak isterim karşınızdakine, Eğer anlayabilirlerse… Neden bu kadar garipsiniz sizler… Sevinir ağlarsınız, üzülür ağlarsınız, hasret çeker ağlar, kavuşur yine ağlarsınız. Sözlerin durduğu yerde benim görevim başlar. Ağlamaktan utanır, gözyaşlarınızı saklarsınız, aslında o kadar normaldir ki bu. Ne zaman kaybolsam biryerlere, telaş alır sizleri… Hemen başınızı başka yöne çevirir ve silersiniz gözyaşlarınızı saklarsınız. Sizler taş kalplimisiniz, yüreklerinize almazsınız beni. Hâla insan olduğunuzu, hissettiğinizi, duygusuz olmadığınızı. Bazen de akan gözyaşlarınızı, dışarı akıtırsınız. Çünkü çok daha önemli bir görevim vardır. Bir hainin kıvılcımını düşürdüğü, içerideki bir yangını söndürmek gibi. En zor olanı da bu benim için… Ben Sevgiyim… Sevenlerinde ağladığı görülmüştür, unutmayın ağlamak zayıflık değildir. Asıl ağlamak sevginin belirtisidir… Duyguların açığa çıktığı andır… Ağlamanız gereken anlarda sıkmayın artık yumruklarınızı, tırnaklarınızı batırmayın avuçlarınıza, boğazınızdaki düğümleri yutkunarak gidermeye çalışmayın ve kaçırmayın buğulanan gözlerinizi başkalarından. Bırakın süzülsün gözyaşlarınız usulca. Unutmayın bu kalplerde sevgiyim ben. Bazen sevgilerde ağlar… |
|
Yazarlarımızın Kaleminden -
Cahide Günay
|
|
Yazar Cahide Günay
|
|
Salı, 14 Ekim 2008 |
Erkekler aldatmaya başladığında ilk yaptıkları, eşlerini eleştirmek ve yaptıklarını haklı göstermek için çeşitli yollara başvururlar. Aldatılmak yeterince kötü... Ama kadınları, eşlerinin kendilerini aldatmalarından öte kıran bir şey daha var: Erkeklerin yaptıklarının üstünü örtmek için kullandıkları yalanlar... Tabii, kadınlar arasında da aldatanlar var. Ancak kadınlar belli bir noktada erkeklerden ayrılıyor: Aldatan kadınlar eşleri şüphelenmesin ve üzülmesin diye ellerinden gelen her şeyi yapıyor. Oysa erkekler bunun tam tersi bir yöntem uyguluyor. Bir ilişkileri olduğunda, eşlerine karşı olan davranışları tamamen değişiyor. Tartışma çıkarıyorlar ve eşlerinde aslında bir zamanlar taptıkları her şeyi eleştirmeye başlıyorlar. Üstelik bu sırada bir kadının en çok önem verdiği "güven" duygusunu da söyledikleri yalanlarla altüst ediyorlar. Bakalım örnekleriyle vereceğimiz bu yalanlar ve davranış değişiklikleri neymiş ve aslında ne anlatıyormuş... Erkekler kendi suçlarını bastırmak için o kadar güzel yöntemler uyguluyorlar ki: Eskiden kadın evde oturmak yerine dışarı çıkmak istediğinde erkek çok tepki göstermezken, artık en ufak istek karşısında bile ortalığı ayağa kaldırıyor. Sonra kadın gerçekten sinirlenmeye ve bağırıp çağırmaya başladığında, hep aynı şeyin olduğunu, eşinin her şeyi abarttığını söyleyerek kendisini haklı çıkarıyor. Böylece amacına da ulaşmış oluyor! Peki, bunun arkasında yatan nedir? Yaptığım araştırmalarda, "Erkekler kendilerini yaptıklarından ötürü kötü hissetmeye başladıklarında, eşlerinin kendilerine bağırmaları sonucunda rahatlıyorlar." Kısacası, erkekler eşleri kendilerine ne kadar çok bağırırsa, suçluluk duygularını o kadar iyi bastırmayı başarabiliyorlar. İşte erkekler bu sayede kendilerini günah keçisi olarak göstererek, eşlerini aldatmaya devam ediyorlar ve bunu yaparken de kendilerini çok haklı görüyorlar. Sen beni anlamıyorsun! Erkeğin eşine söyleyebileceği tipik cümlelerden biri daha... Bunu arkadaşlarının, hatta sevgilisinin yanında daha da çok açarak anlatan erkek şöyle diyebiliyor: "Uzun zamandır düşüncelerimiz birbirinden iyice farklılaşmaya başladı" ya da "Davranışlarıyla beni sıkıştırmaya ve boğmaya başladı"... Bu sözlerle erkek kendini haklı çıkarmaya çalışıyor ve genç sevgililere yöneliyor. Maalesef çok da hoş olmayan bir şey: Erkekler yaşlanmaya başladıklarını düşündüklerinde kendilerini daha genç hissettiren kadınlara yöneliyorlar. Uzun yıllar çok hoşlarına giden yaşamları birden sıkıcı olmaya başlıyor. Evi temizleyen, çocuklara bakan, yemek pişiren, evde her şeyin yolunda gitmesini sağlayan kadınlar artık eşlerinin beklentilerini karşılayamaz hale geliyor. Yatakta artık her şey kötü! Erkek aniden yatakta olup biten her şeyden eşlerini sorumlu tutmaya başlayabiliyor. Örneğin, yatağa girdiklerinde sürekli esnemeye başlamasını eşine mal ediyor. Ayrıca şöyle bir tezi savunuyor: "Uzun yıllar aynı evi paylaşan eşlerin cinsel hayatlarında yarı yarıya azalma görülür." Tabii, sevgiliyle cinsellik başka olur. Ancak erkekler bu durumlarda şu yanılgıya kapılırlar: Otel odalarında yaşanan o güzel anlar sadece sevgilileri sayesinde olmaz! Burada da yine iki kişiye ihtiyaç vardır. Ama bunu sadece genç sevgililerine bağlayan erkekler, çok geçmeden bu konuda da yanıldıklarını anlarlar. Kadın neredeyse boynuma atladı!Erkek yakalandı, artık her şey ortada. Ama pes etmiyor ve buna rağmen yalan söylemeye devam ediyor. Tabii "Hayır" da diyebilirdi. Ama kadın bir anda onun boynuna atlamıştı ve "Hayır" diyememişti. Her şey bir anda oluvermişti. İşte bu noktada bile, erkekler kendilerini haklı çıkarmayı başarmaya çalışıyorlar. Peki, bunun arkasında yatan nedir?Bu tarz yalanlara özellikle dışarıya karşı güçlü egoları olan, ancak evde eşlerinin daha baskın çıktığı erkekler başvuruyor. Bunun sonucunda erkekler ya sürekli aldatma eyleminde bulunuyorlar ya da kulağa ne kadar ters gelse de, kıskançlık krizlerine giriyorlar. Onunla daha fazla beraber olmak gerçekten imkansızdı! Eğer aldatma artık saklanamayacak boyutlara geldiyse, erkek dışarı karşı kendisini melek gibi göstermeye kalkışır. Böylece eşinin kendisine yasakladığı şeyleri yeniden yapabildiği için kendini masum bir karaktere bürümeye çalışır. Bu durum aslında erkeklerin kendilerini dış dünyaya karşı kötü biri olarak yansıtmak istememelerinden kaynaklanır. Sevgiliye karşı da potansiyel güvenilmez adam olarak görünmek istemeyen erkekler, rahatlıkla böyle bir yalana başvururlar. Ancak gerçek biraz daha farklıdır. Erkekler bir sonraki sevgililerine de eşlerine yaptıkları aynı şeyi yapar, yani onları da aldatırlar! Sizce bu açıklamalar ne kadar doğru. Bir gecelik aldatmalardan, uzun süreli ilişkilere... Tabi olan bizim masum kadınlarımıza oluyor!!! |
|
Yazarlarımızın Kaleminden -
Cahide Günay
|
|
Yazar Cahide Günay
|
|
Salı, 14 Ekim 2008 |
|
VE BU PARALARI BİZLER KAZANDIRIYORUZ! Yazar: Cahide Günay Dünyada ekonomik kriz yaşanırken, bir yarışma programında jüri üyelerinin ne kadar para kazandığını biliyor musunuz? (Popstar Alaturka) Üstelik bu paraları yarışmacılarla girdiği polemiklerle, ortaya attıkları tartışmalarla ceplerine cukka ediyorlar. Kazandığı paralarda gözümüz yok çok şükür fakat bu ülkede ekonomik krizden bahsediyoruz, tv lerde ekonomoyi nasıl düzeltiriz diye ana haber programları haber yapıyor. Sokakta kalan insanlar, okula gidemeyen çocuklarımız, iş bulamayan gençlerimiz var iken oluyor bütün bunlar. Ve bizler bunun adına Sanat diyoruz. Onca sanat okullarından mezun olanlar dururken, birçok üniversite öğrencisi işsiz gezerken, oluyor bütün bunlar!!! Ve üstelik, Ersoy ile Gencebay'ın program başına 50 bin YTL, Gündeş'in 35 bin YTL, Çağlayan'ın 25 bin YTL alması ve bu ücretlerini tüm ısrarlara rağmen aşağa bile çekmemeleri… Sanırım onlar bu ülkede yaşamıyor başka bir atmosferde mi yaşıyorlar acaba? Bu ülkede iş arayan gençlerden, asgari ücrete çalışan arkadaşlarımızdan haberleri yok sanırım. Eğer tv ekranlarında çocuklarımıza kötü örnek olarak, sanki bir savaş alanında gibi agresif hareketlerle bu paraları ceplerinize indiriyorsanız ve sizlerde buna sanat diyorsanız ben böyle bir sanata inanmıyorum!!! Bir de bu ülkenin gerçek yüzü var. Sizler gibi tv ekranlarında iki üç kahkaha ve tartışmayla para kazanamayan bir kesim var ki onlardan haberiniz bile yok sanırım… Bu ülkede öyle bir şey var ki, memur Ahmet beyden, temizlikçi Ayşe Teyzeden, tam gün çalışan elemanlardan daha çok para kazananlar var. Bizler suçluyuz! Çünkü bu paraları bizler tv ekranlarının başında onlara kazandırıyoruz, ekmeklerinin üzerine sürdükleri tereyağın üzerine, bir de bal sürdürüyoruz. Sizler ise sabahın köründe kalkıp işlerimizin başına geçip akşama kadar çalışıp didiniyorsunuz, ayda 500-600 ytl kazanmak için. Evet yanlış duymuyorsunuz bunları saçma sapan programlarda tartışmalar yaratarak reigtingleri kırdırıyoruz … Sonra da 50 bin ytlleri bir akşamda ceplerine koyuyoruz. Onların lüks yaşamalarına katkıda bulunuyorsunuz. Paralarına para katıyorsunuz, üstelik o kadar yararsız programlar ki. Eğer gerçekten benim gibi düşünüyorsanız “İZLEMEYİN” bu tür programları… Fırsatçılara sizlerde fırsat vermeyin… |
|
|
Yazarlarımızın Kaleminden -
Cahide Günay
|
|
Yazar Cahide Günay
|
|
Pazartesi, 07 Nisan 2008 |
Hiç ummadığımız bir anda aniden karşımıza birileri gelir ... İsimleri Sevgi ve Aşk’dır. Sevgi ve aşk... Kadın ve erkek gibi... Sonra samimi olmaya başladığında ikisi birden parlamaya başlar. Aşk ve Sevgi birbirlerini bulmuşlardır. O zaman kadın bir erkek, erkek de bir kadın... Kadın, erkeğin içinde aşka; erkek kadının içindeki ruha dokunmuştu. Her şey yeniden başlar. Bir anda ne olduysa oldu ve asla cevabını bulamayacağımız sorulara bir yanıt vermek istercesine, kalplerimize üfledi usulca bir ses. Böylece sıradan pek çok sözü, davranışı olağanüstü maceralara dönüştüren, olağanüstü maceraların bir çoğunu da sıradanlaştıran aşk doğdu... Onla yok olup, onla varolmaya başladık. Aşkı ve ayrılığı, acıyı ve sevinci, ölümü ve hayatı öğrendik böylece. Kızıl bir kor gibi dağlandı içimiz. İlk günah ve ilk yalnızlığın varoluşuydu bu... Kaybetmenin ve kazanmanın, coşkunun ve hüznün ne olduğunu öğrendik. Ölüme karşı yürürken Sevgi ve aşk sıkı sıkıya sarılmışlardı birbirlerine Ölüme ve ayrılığa inanmak istemiyordu aklımız. Kendi hayatını bir aşktan çıkarmak, bir aşktan bir ölesiye bir sevgi çıkarmak; işte doğanın mucizesi buydu!
Duygular bir biri ardına koşuyordu… Kadın erkeği tanımaya çalışarak başladı. Erkek kadını anlamaya çalıştı. Herkesin kendine ait kilitli bir kapısı vardı... Gözyaşları, kahkahalar, hüzünler ve coşkular birbirine aktı... Aşkın yüzüne baktığımızda ne görüyorsak, sevginin yüzüne baktığımızda da onu görüyorduk. İşte sevgi ve aşk birdi... Kimsenin geçemeyeceği kuvvet olmuştu. Bir görünümden bir başka görünüme kolayca sıçrayan, her şeyin çok ama çok dıştan fark edilebileceği bir bulut sesiydi kalbe akan... Aşk ve Sevgi ... Biz ve yaşadıklarımız. Bir sevgiden bir aşk, bir aşktan bir insan çıkmasının anlamını... |
|
Son Güncelleme ( Pazartesi, 07 Nisan 2008 )
|
|
Devamını oku...
|
|
| | << Başa Dön < Önceki 1 2 Sonraki > Sona Git >>
| | Sonuçlar 1 - 7 Toplam: 13 | |
 |
|
Yazılarınızı veya şiirlerinizi
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
adresine yollayın sitemizde yayınlansın |
|
Günün Sözü |
Cumhuriyet ahlâki fazilete dayanan bir idaredir. Cumhuriyet fazilettir.
Kemal Atatürk - 1925
|
|
Online üyeler |
|
Üye Bağlı Değil |
|